ANKARA – Türkiye’nin yakın siyasi tarihi, ana muhalefet partisi CHP’nin iç işleyişine yönelik dış müdahalelerin ve siyasi mühendislik projelerinin en sıra dışı örneklerine sahne oluyor. Son olarak Ankara Bölge Adliye Mahkemesi ve Asliye Hukuk Mahkemesi’nin, Özgür Özel’in seçildiği 38. Olağan Kurultay’ı iptal ederek Kemal Kılıçdaroğlu’nu kolluk kuvvetleri eşliğinde yeniden koltuğa oturtması, gözleri bu sürecin başladığı 2008 yılına çevirdi.
Uzmanlar ve siyasi analistler, yaşanan son gelişmenin münferit bir hukuki prosedür olmadığını, aksine 18 yıl önce FETÖ eliyle başlatılan ve bugün iktidar güdümlü yargı mekanizmalarıyla sürdürlen “muhalefeti dizayn etme” operasyonunun son halkası olduğunu belirtiyor.
İşte adım adım Türk siyasetini şekillendiren o kronolojik zincir:
1. Perde: “Kahramanlık Miti” ve Dosya Savaşları (2008 – 2009)
Siyaset bilimi ve istihbarat metodolojisinde bir aktörün kitlelere benimsetilmesi için önce bir “dürüstlük ve kahramanlık miti” üretilir. Kemal Kılıçdaroğlu’nun yükselişi de tam olarak bu stratejiyle başladı:
• Ağustos 2008 (Şaban Dişli Vakası): Kılıçdaroğlu, AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli’nin bir arsa satışında 10% iş takibi ücreti (1 milyon dolar) aldığına dair resmi belgeler açıkladı. Dişli istifa etmek zorunda aldı. Dönemin devlet içi istihbarat ağından sızan bu nokta atışı belgeler, Kılıçdaroğlu’na ilk ulusal popülaritesini kazandırdı.
• Eylül 2008 (Dengir Mir Mehmet Fırat Düellosu): AK Parti’nin en güçlü isimlerinden Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat, Kılıçdaroğlu’nun hayali ihracat iddialarının hedefi oldu. Canlı yayındaki tarihi tartışmanın ardından Fırat istifa etti.
• Aralık 2008 (Melih Gökçek Canlı Yayını): Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ile doğalgaz sayaçlarındaki yolsuzluk iddiaları üzerine canlı yayına çıkan Kılıçdaroğlu, sakin üslubuyla popülaritesini zirveye taşıyarak 2009 İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adaylığının önünü açtı.
• 2009 Yerel Seçimleri: İstanbul’da seçimi kaybetmesine rağmen oyları artıran Kılıçdaroğlu, bizzat FETÖ’nün medya organları (Zaman, Samanyolu TV, Bugün vb.) tarafından “Gandi Kemal” lakabıyla yoğun şekilde desteklendi.
2. Perde: Arka Planda Kaset Altyapısı (2008 – 2010)
Kılıçdaroğlu ekranlarda parlatılırken, devlet içine sızmış olan terör örgütü unsurları statükoyu yıkacak asıl darbe için düğmeye basmıştı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın “Kaset Kumpası İddianamesi”ne göre; FETÖ mensubu istihbarat polislerinin dönemin CHP Genel Başkanı Deniz Baykal’ın ikametgahına yasa dışı ses ve görüntü cihazları yerleştirmek için ilk fiziki eyleme geçtiği tarih 28 Ağustos 2008’di. Yani meşruiyet inşası ile kumpas hazırlığı eş zamanlı yürütülüyordu.
3. Perde: Tasfiye ve Koltuğun Devri (Mayıs 2010)
• 6 Mayıs 2010: Yıllar boyu saklanan ve parça parça monte edilen yasa dışı görüntüler, örgütün operasyon sitelerinde vizyona sokuldu.
• 10 Mayıs 2010: Deniz Baykal, bunun “okyanus ötesi” bir komplo olduğunu belirterek istifa etti. Baykal’ın anti-Amerikancı, ulusalcı ve Ergenekon/Balyoz kumpaslarına karşı direnen çizgisi örgüt için en büyük engeldi.
• 22 Mayıs 2010: İstifanın hemen ardından “Kesinlikle aday değilim” diyen Kılıçdaroğlu, örgüt medyasının ve parti içi kliklerin yarattığı yoğun “kamuoyu baskısı” rüzgarıyla çark etti. CHP Kurultayı’nda tek aday olarak genel başkan seçildi.
4. Perde: “Yeni CHP” Dönemi ve Atatürkçü-Ulusalcı Tasfiyeler (2011 – 2015)
Kılıçdaroğlu’nun koltuğa oturmasıyla birlikte, partiyi dönüştürmenin en kritik aşamasına geçildi: Kurucu ideolojiyi savunan isimlerin sistemli bir şekilde kökünün kazınması.
“Yeni CHP” (Y-CHP) adı verilen bu konsept altında; Deniz Baykal’a yakın duran, FETÖ’nün kumpas davalarına karşı çıkan, ulusalcı ve Atatürkçü çizgideki en karizmatik ve ağırlıklı figürler teker teker tasfiye edildi. Emine Ülker Tarhan, Süheyl Batum, Ümit Kocasakal, Birgül Ayman Güler, Onur Öymen gibi partinin entelektüel ve ulusalcı hafızasını oluşturan isimler ihraçlar, disiplin soruşturmaları ve listeye koymama yöntemleriyle partiden uzaklaştırıldı. Bu isimlerin tasfiyesiyle boşalan yerlere, örgütün operasyonlarına ses çıkarmayacak veya marjinal siyaset hatlarına entegre olabilecek “Kaftancıoğlu çizgisi” gibi yeni kadrolar monte edildi.
5. Perde: İdeolojik Kırılma ve Ekmeleddin İhsanoğlu Hamlesi (Haziran 2014)
Atatürkçü omurganın kırılmasının ardından, muhalefet tabanını tamamen dönüştürecek o büyük hamle geldi. Kılıçdaroğlu, CHP tabanının laik, seküler ve cumhuriyetçi hassasiyetlerini tamamen yok sayarak, İslamcı kimliğiyle bilinen ve FETÖ liderinin geçmişte övgüyle bahsettiği eski İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu’nu “çatı aday” olarak ilan etti.
Bu hamle, CHP’yi kendi köklerinden uzaklaştırma ve sağ-İslamcı politikalara eklemleme projesinin en stratejik adımı oldu. Kılıçdaroğlu, bu adımlarla muhalefetin iktidara karşı gerçekçi, net ve kitlesel bir alternatif üretme yeteneğini tamamen felç etti.
6. Perde: Siyasi Mirasın Devri ve “Yargısal Kayyum” (Mayıs 2026)
2023 yılındaki kurultayda seçimi kaybederek koltuğundan ayrılan Kemal Kılıçdaroğlu, Mayıs 2026’da bu kez bambaşka bir aktörün hamlesiyle geri döndü.
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi, Özgür Özel’in genel başkan seçildiği kurultayı “mutlak butlan” (kesin hükümsüzlük) gerekçeyle iptal etti. Mevcut yönetimi tedbiren görevden uzaklaştıran mahkeme, Kemal Kılıçdaroğlu ve eski parti organlarını resmen göreve iade etti. TC Anayasası’nın siyasi partilerin iç işleyişine ve demokratik kurultay iradelerine yönelik sınırlarını tamamen yok sayan bu karar, Kılıçdaroğlu’nun kolluk kuvvetleri eşliğinde CHP Genel Merkezi’ne girerek koltuğa yeniden oturmasıyla sonuçlandı.
ANALİZ: METOTLAR DEĞİŞTİ, AMAÇ AYNI
18 yıllık bu kronolojik zincir, Türk siyasetinin üst akıllar tarafından nasıl rehin alındığının açık bir haritasıdır. Analistler süreci şu şekilde yorumluyor:
1. Siyasi Miras El Değiştirdi: Dün okyanus ötesinin yasa dışı kaset ve istihbarat belgeleriyle önünü açıp CHP’nin başına yerleştirdiği Kemal Kılıçdaroğlu figürü; bugün demokratik yollarla kaybettiği o koltuğa, iktidar blokunun hukuku bir enstrüman olarak kullandığı mahkeme kararlarıyla yeniden oturtulmuştur. Geçmişte FETÖ’nün uyguladığı “muhalefeti dönüştürme ve dizayn etme” metodunu, bugün mevcut iktidar (AKP) ve onun kontrolündeki yargı mekanizmaları devralmıştır.
2. Hafızasızlaştırma ve İdeolojik Felç: Atatürkçü-ulusalcı isimlerin tasfiyesi ve hemen ardından gelen Ekmeleddin İhsanoğlu hamlesi, muhalefetin sadece yönetimsel olarak değil, ideolojik olarak da rehin alındığının kanıtıydı. Kendi kurucu reflekslerinden koparılan CHP, iktidarın çizdiği ideolojik oyun alanına hapsedildi.
3. Kurultay İradesinin Gaspı ve “Elverişli” Muhalefet: Bir siyasi partinin en yüksek karar organı olan kurultayın ve delegelerin hür iradesinin bir mahkeme kararıyla yok sayılması, siyasi partiler kanununa vurulmuş bir darbedir. Seçim kaybetmiş, parti tabanında karşılığı kalmamış bir figürün, bizzat iktidar güdümlü yargı eliyle ve polis zoruyla muhalefetin başına adeta “kayyum” gibi atanması; iktidarın kendisine karşı en “elverişli”, “etkisiz” ve “öngörülebilir” bulduğu muhalefet tarzını koruma arzusunun somut kanıtıdır.
Dün kaset kumpasları, parti içi tasfiyeler ve çatı aday hamleleriyle muhalefeti dönüştürenler, bugün yerli yargı mekanizmaları eliyle sahnede. Metotlar değişse de, muhalefeti felç etme ve tek bir aktör üzerinden dizayn etme hedefi sabitliğini koruyor.
